emreturku@yahoo.com

Yeni Partiler ve Bizi Bekleyenler – 2

Geçtiğimiz haftaki yazımızda Ahmet Davutoğlu’nun kurmuş olduğu Gelecek Partisi ve Ali Babacan’ın kuracağı yeni partinin siyaset sahnesindeki dengeleri etkileyebileceğini ve en önemlisi de 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhurbaşkanını belirleyebilecek bir güce sahip olmaları üzerinde durmuştuk.

Bu yazımızda da 2023 seçimlerinde Cumhurbaşkanı değişse de değişmese de her halükarda değişecek olan yeni meclisin yapacağı değişikliğe değinmek istiyorum.

Yeni meclisin ilk işi hiç şüphesiz hükümet sistemini değiştirmek olacaktır. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı duruşunu zaten biliyoruz. Onların vaatleri arasında olan parlamenter sisteme dönüş sözü şüphesiz 2023 seçimlerinde ve sonrasındaki tabloda da devam edecektir. Hatta bu sefer bu konuda kendilerini destekleyecek olan iki yeni parti ile birlikte elleri daha da güçlü olacaktır.

Davutoğlu ve Babacan’ın da referandum döneminden bu yana Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı olduğunu biliyorduk. Bugün de yaptıkları açıklamalar parlamenter sisteme geri dönüleceği noktasında uzlaşma içinde olduklarını gösteriyor. Yani 2023 sonrasındaki atmosferde bizi bekleyen en önemli şeylerden birisi de yeni bir hükümet sistemi değişikliği gibi görünüyor.

Yeni hükümet sisteminin icraata geçtiği 2018’den bu yana halk, 2017 referandumunda verdiği desteği azaltmış gibi görünüyor. Çünkü yeni sistemin eleştirilen ve eksik kalan yönleri düzeltilmeden devam etmekte. Bu konuda özellikle yapıcı eleştirilere dahi henüz bir tepki verilmiş değil.

Yeni sistemin eleştiri alan noktalarının giderilmesi ve demokratikleştirilmesi gerekiyor. Çünkü tek başına bir hükümet sistemine demokratik ya da antidemokratik demek veya iyi ya da kötü demek mümkün değil. Hangi sistem olursa olsun içinin doğru doldurulması gerekiyor. Bu noktada da atılacak adımlar hâlâ duruyor.

Daha önce de belirttiğim gibi* yeni sistemde özellikle “tek adam yönetimi” söylemine son vermek ve kuvvetler ayrılığı ilkesine sadakat için Erdoğan’ın genel başkanlıktan ayrılması gerekiyor. Gerekirse bunun anayasada yer alması sağlanarak partili olan cumhurbaşkanının parti genel başkanı olamayacağı belirtilmelidir. Yürütmenin Cumhurbaşkanında olduğu bir sistemde meclisin çoğunluğunun da genel başkanı olmak tam da kuvvetler birliğinin olduğu bir düzen ortaya çıkarmıştır. Bu da başkanlık sisteminin ruhu olan kuvvetler ayrılığı prensibine doğrudan zarar veriyor.

Bununla birlikte eğer yeni sistem muhafaza edilmek isteniyorsa siyasî partiler kanunu ve seçim sisteminde değişikliğe gidilmelidir. Partilerin örgütlü yapıları azaltılmalı ve adaylara genel merkezden bağımsız ve bölgelerine yönelik çalışmalar yapabileceği şekilde alanlar açılması gerekiyor.

Önemli olan değişiklik değil değişikliğin muhafazasıdır. Ben gerçek anlamda demokratik bir başkanlık sisteminin Türkiye açısından daha iyi olacağını düşünüyorum. Bu nedenle demokratik bir yolla gerçekleşmiş olan böylesi bir değişikliği muhafaza etmenin gerektiği kanaatindeyim. Fakat sistemin devam ettirilebilmesi için konsensüsün artırılması gerektiği de ortadadır. Bunun için yeniden bir sistem değişikliği yerine mevcut sistemin iyileştirilmesi yerinde olacaktır. Bu konuda da en büyük iş Cumhurbaşkanlığı sistemini destekleyen AK Parti ve Erdoğan’a düşüyor. Bu anlamda eğer bu sistemin kalıcılığı hedefleniyorsa sistemin demokratikleşmesi kaçınılmazdır. Fakat seçime yakın değişikliklerin de hiçbir işe yaramayacağını, yapılacakların şimdiden yapılması gerektiği noktasında da uyarmak gerekiyor. Yoksa çok değil 3-4 yıl sonra tekrar parlamenter sisteme geri dönüleceği net bir şekilde duruyor.

 

* “Evet, Revize Şart!”, 10 Temmuz 2019.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla