hstandogan@gmail.com

Vesayet ve Demokrasi

Siyaset bilimi içerisindeki en önemli tartışmalardan ikisini oluşturan idarî vesayet ve yerel demokrasi kavramları oldukça köklü ve felsefi birikimleri olan konulardır. Bu konuda, Türkiye gibi sınırları konusunda hassasiyetleri bulunan ülkelerde çözülmesi gereken bir sorun hâline dönüşmüş ancak diğer sorunlar gibi bir kenarda ısınmaya ve bozulmaya bırakılmış bir haldedir. Konunun tartışılması dahi oldukça tehlikeli bir içerik olup, hemen taraf olmakla ve kötülenmekle kişiyi karşı karşıya bırakabilir. Oysa en azından söylem açısından, Türkiye özelinde kimse demokratik işleyişi ve idarenin denetim mekanizması olarak konumunu ve önemini yabana atmamaktadır. Ancak işleyiş açısından herkes özgürlükleri, kıtlıkta kırıntı kadar, yasaklamaları ise bollukta gönlünün bolluğunca kararlaştırmaktadır. Bu durumun bir başka yansıması ise “bizim vatandaşımıza böyle gerek” ifadesinde görüntüsünü bulmaktadır.

Yönetimin tepeden inme bir takım reformlarla toplumun ihtiyaçlarını ve özelliklerini belirleyebildiği sistemlerde kaçınılmaz olarak idarî vesayet ve vesayet denetiminin üstünlüğü açıkça görülmektedir. Bununla birlikte merkezi kuvvetin, tarihi olaylar boyunca kuvvetli olmadığı yönetimlerde daha çok yerel potansiyellerin belirleyiciliği söz konusu olmuştur. Bu bağlamda Türkiye modelinde, Fransa benzeri, merkezi bir otoritenin belirleyici üstünlüğünün görünmesi kaçınılmaz olmaktadır. Buraya bakılırken sadece Türkiye’nin modernleşmesinde Cumhuriyet döneminin belirleyiciliğini değil Osmanlı Devletinin de modernleşme sürecini göz önüne almak gerekmektedir. Bu tarihi ve olaylara dayalı değerlendirme, daha çok felsefi bir bakış açısının getirdiği teorik-pratik kopukluğu gidermede önemli bir araç olarak görülebilir.

Yerel demokrasinin gelişkin yapısı daha çok, Anglosakson coğrafyanın bir pratiği olarak görünmekle birlikte, son birkaç yüzyıldır bu bölge ve yönetimlerin hakim olduğu dünya politikası ve ekonomisi siyasi yapılanmada da, ekonomik düzende de Anglosakson ülkelerin yapılanmalarını örnek haline getirmiştir. Bu durumun değişimine yönelik panik erken dönemde sosyalizm kimliği altında kendisini göstermiştir. Her ne kadar İngiliz iç savaşı döneminde sosyalizme gönderme diyebileceğimiz bir takım düşünceler ortaya çıkmışsa da burada Fransız devrimi döneminde dahi ağır bir baskı unsuru krallık tarafından muhalif grupların üzerine uygulanmıştır. Daha önceki bu tip sol yaklaşımlar ise yine merkezin, kuvvetini korumak yönündeki isabetli politik yönelimleri, ilişkileri ve işbirliği sayesinde söndürülerek bugünkü İngiltere’nin oluşmasını sağlamıştır. Anglosakson coğrafyadaki bu yapılanmanın milliyetçi bir kimliği olduğunu söylemek tek başına doğru değildir. Ancak tabir edilmesi modern milli devlet kavrayışıyla bu şekilde ifade edilmektedir.

Sosyalist tehlike, açıkça İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri siyasi ve sosyal yapısına bir tehdit olarak Kıta Avrupa’sında yükseldiğinde kapitalizmin, Weber’ e göre Protestan ahlakından yükselen kimliği, Bernard Russell’ın ifadesi ile Katolik kilisesine uyan bir yorumla karşı karşıya gelmiştir. Elbette modern dönemin bu siyasi-ekonomik sistemlerini modernite öncesi dini kimliklerle anmak anakronizm gibi görünebilir ancak bu yapıların ortaya çıkışını açıklamak için kullandığımız tarihi bağlamı tamamen etkisi addetmekte toplumları anlamada körlük oluşturacak bir teorisyenliğe okuyucuyu itecektir. Bu sadece toplumsal, tarihi gelişmeleri bir açıklama doğrultusunda yaptığımızda da aynı sonucu verir. Sözüm ona modern dönemin ideolojileri kendi gerçekliklerini ve kaçınılmazlıklarını ispat etmek için antik toplumların sosyal yapılarını dahi kendi teorilerinde bir yere koymaya çabalayarak ilginç olduğu kadar fiktif bir manzara çizmektedirler. Yine de ilgilisi tarihi olduğu kadar çok kaynak ve yorumdan ele almak yerine paradigmaya dayalı böyle bir at gözlüğünü tercih edip bunu tek doğru olarak görmektedir. Modern dünyada bu düşünce farkının oluşabilmesi ve mecra bulabilmesinin imkanı işte bu bahsettiğimiz demokratik sürecin bir parçası olarak anılmış, en azından slogan halinde varlığını sürdürmüştür.

Sosyalist yapının merkezi kimliği sadece üretim araçlarının tekelini sağlamada değil, üretimin ve dolayısıyla ihtiyaçların, tüketimin planlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Burada yerel üretim organizasyonlarına yönelik bir takım yerelleşme ve üretim birimleri etrafında bir mekanizma düşünülmekle birlikte, bu durum merkezi hakimiyetin bir sürece bağlı teşkilatlanmasına bağlıdır. Aynı zamanda bireysel karar ve niyetlerin üretim sürecinde kaybolmasıyla değil yerel demokrasi bireysel bir ihtiyaç kararı dahi mümkün görünmemektedir. Kişi toplum yapısı içerisinde ele alınmakta, bu alanda eritilerek yönetilebilir bir üretim aracına dönüşmektedir.

Üretim yapısının sermaye sahibini de kapsadığını göz önünden kaçıramayız. Ancak bu onu planlayacak bir yapı olduğunu da göstermez. Buna tarihselci bakış açıları üretim yapılarında dönemsel değişikleri işaret ederek karşı çıkabilirler. Yine burada teorik bakış açısının olaylardan kopuk bir çerçeveyi ısıtıp soğutup tartışma malzemesi haline getirdiğini ve kendi açıklamasına kesip yapıştırmalarla uydurmaya çalıştığını açık bir biçimde görürüz. Üsttenci tartışmasız hakikat iddiası devletin yani en büyük toplumsal organizasyonlardan birinin söylemi ve politikası haline gelince bunu tartışmaya açmakta bir o kadar büyük bir sorun hâline gelmektedir.

Vesayet düzeni burada bir yapı olarak apaçık eklendiğinde, karşımıza çıkan kurum, her şeyi bilen bir devlet kadrosudur. En doğruyu gerek güvenlik, gerek adalet, gerekse ekonomi gibi çeşitli başlıklar altında en yeterli şekilde yerine getirme iddiası bu kurumun temel özellikleri arasındadır. Zira onu bağlayacak bir adalet düzeni ancak onun tehdit olarak nitelediği kuvvetler sayesinde ortaya çıkacaktır. Bu nedenle devletin vesayet denetimi ve idari vesayet uygulamasıyla toplumda olmayan bir değeri ya da düzenlemeyi dayatabilmesi gibi bir ihtimal mevcuttur. Bu durum tepeden inmeci düzenlemeler yapan devletler ve sistemlerde daha geniş uygulama alanı bulan bir yöntemdir. Bu halde toplumun alternatif bir aksiyon geliştirmesi ancak vesayetin bahsettiğimiz, “tehdit” olarak görülen dinamikleri kullanmasıyla mümkündür. Bunlar sadece dış tehdit olarak görülmemektedir. Aynı zamanda değerlerin bir yansıması olan toplumsal bir harekette aynı düzeyde tehdit olarak algılanır. Buna göre denilebilir ki toplumun kendisi de bir tehdit olarak görülmektedir. Toplumsal kanaatin iktidara yansıması da tepeden inme düzenlerde ve onların vesayet uygulamalarında problem olarak algılanır denilebilir.

Öte yandan siyasi, ekonomik ve sosyal doğruları belirleme, belirtme ve uygulama tekeli uygulayan böyle düzenler karşısında kişinin her düşüncesine açık bir demokratik dünya olduğunu da söylemek imkansızdır. Demokratik yöntemleri denetim altına almak ve sınırlamak hem bu dönemin hem de ortaya çıktığı anlatılan en eski dönemlerde dahi bir gereklilik olarak görülmüştür. Toplumda eşit değerlendirmenin olmadığı, bilgi, bilinç ve imkanların farklı dağıldığı bir yapı bulunduğu için kişinin bu eksikleri nedeniyle her zaman bir tehdit altında bulunduğu ve yönetici adayları ve bu bahsedilen başlıklarda fazlalıkları olanların avantajlı olduğu bir hakikat olarak öne sürülür. Bu nedenle yönetimin doğrudan dezavantajlı grupların sorunlarını çözmek yerine bu sorunları yönetmek gibi bir kabiliyeti ve amacı olduğuna dikkat çekilir. Bu bakış açısı da demokratik yönetim ve karar alma yapısının içinde olmayan bir unsur ya da olay değildir. Ancak sadece gerek vesayet düzeni gerekse çoğunlukçu bir demokrasi anlayışı her şekilde, olayların ve zamanın değişimi içerisinde dönüşümler geçirmek durumunda kalmıştır. Bunu aydınlanmacı ya da evrimci bir açıdan sürekli ileriye, değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğu şeklinde kafa dolduran sloganlar şeklinde de anlamak doğru değildir. Hayatın kendisini bu çeşit statiklerle kavramaya çalışmak olayların içerisindeki konumunuzu kaybetmenize yol açar ilk başta. Öte yandan herhangi bir otoritenin verili açıklamasını kabul etmeye zorlanmak ister demokratiklik ister modernlik isterse doğruluk iddialarına sahip olsun, zorbalık zorbalıktır.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla