fathyildiz@gmail.com

Türkiye’de Futbol: …

Ölmeye ölmeye ölmeye geldik, neyleyim cebimdeki milyon doları sen şampiyon olmayınca, sahaya gireriz bilmem ne bilmem ne gibi marşları ya da kızgınlıkları kendimi futbolun içerisinde buldum bulalı duyuyorum. Tutulan takım için ölmenin ya da cebindeki tüm parayı deli gibi tutulan takım için harcamanın cevabı: aidiyetlik duygusudur.

Maç izlerken en aklı başında gibi görünen kişi bir anda yeşil dev Hulk’a dönüşebilir, ağzından küfürler çıkabilir. Pozisyon sonrası hakeme sinirlenip sahaya atılan çakmaklardan bir tanesi belki de bir profesöre aittir belli mi olur. Çünkü maç başladıktan sonra artık herkes eşittir ve takımı için bir bütün olmaktadır. Tabi burada maalesef dost-düşman ayrımı da ortaya çıkar. Hakem, rakip oyuncular ve onların taraftarları düşman, kendi oyuncuları ve taraftarları dosttur. Maç başladıktan sonra artık maçı kazanmak için yapılan her şey mubah olmaktadır. Hakem maçın en kritik elemanıdır. Hakemin dost mu olduğu yoksa düşman mı olduğu maçın içerisinde belli olmaktadır (ya da hakem en kadim düşmanlardan biridir). Eğer hakem ev sahibi lehine iki üç tane hata yaparsa kesinlikle düşman, tam tersi ise eh işte! dosttur. Maç genel olarak bir savaş alanı gibi görülmektedir. Tabi takımın ve taraftarların kendi içerisinde de dost düşman ayrımı olmaktadır. Tribünde takımını desteklemeyen, sahada kötü top oynayan futbolcu hain ilan edilir. Futbolcular ıslıklanır, tribünde dövüş çıkar ve daha nice rezillikler meydana gelir.

Futbolun bir eğlence olduğunu kabullenmek istemiyoruz. Hayatımızı bütünüyle kuşatan, tuttuğu takımla aşırı şekilde aidiyetlik bağı olan, takım için hem zamanından hem de maddiyatından olan bu futbol anlayışının değişmesi gerektiği ve aslında sporun insan yaşamının sadece bir parçası olması kanaatindeyim. Herkesin en az belli bir spor dalından bir lisans sahibi olmasıyla yaşamın daha eğlenceli yanlarının görülmesi paralellik taşımaktadır. Bunların yanında ayrıca ruhumuzu dinlendirebilmek için yeteneğimiz varsa bir müzik enstrümanıyla ilgilenmek hoş olur. Tüm bunların profesyonel bir şekilde yapılması gerekmiyor, amatör bir ruh yeterlidir.

Aslına baktığımızda sporun özellikle futbolun, süper ligde takımı olan Anadolu şehirleri açısından önemli bir özelliği vardır. Ulusal boyutta İstanbul takımlarıyla karşılaşan bu Anadolu takımlarının isimleri hem televizyon ve radyo kanallarında hem de sosyal medyada haftalarca konuşulmaktadır. Uluslararası boyutta ise Şampiyonlar Ligi ya da UEFA Avrupa ligine katılan bir Anadolu takımlarının isimleri sınır ötesinde zikredilmektedir. Burada ulusal anlamda şehrin popülaritesini artırması, uluslararası alanda ise hem ülkenin hem de şehrin tanınırlığında katkıda bulunması yönünden futbol ciddi anlamda önemlidir. Çünkü futbol eşittir reklam demektir (Real Madrid, Milan, Liverpool gibi takımların Sivas, Malatya, Rize gibi şehirlere gelmesi). Anadolu şehirlerinin reklam açısından önemli iki temel unsuru vardır: futbol ve üniversite. Bu iki ana unsur, yukarıda bahsetmiş olduğumuz gibi ulusal ve uluslararası boyutlu şehrin temel reklam araçlarıdır. Tabi burada üniversiteler futbol kadar çok etkili olamamaktadırlar. Bu nedenle futbol yalnızca futbol değildir sözü genel anlamada içini doldurabileceğimiz etmenlerle birlikte anlamlı gelmektedir. Fakat her ne olursa olsun kazanmaya odaklı bir futbol anlayışının ahlaki temelden yoksun kalması, çıkan sorunların en önemli yönüdür.

Türkiye süper liginin başlamasına sayılı günler kala bu anlayışın değişmesini (ki imkânsız gibi durmaktadır) ve Abdullah Avcı’lı Beşiktaş’ın da açık ara şampiyon olmasını canı gönülden diliyorum. Artık #avzamanı başlasın.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla