hstandogan@gmail.com

Suriye’de Gayri-nizami Harp

Yazıya bir giriş yaparken öncelikle, Suriye’de çatışma bölgesinde harekata katılan tüm askerlerimiz için Yüce ALLAH ‘tan başarılar ve zafer, şehitlerimize rahmet ve ailelerine sabır diliyorum. Türkiye, bütün vatandaşlarının geleceğini etkileyecek önemli bir harekata girmiştir. Ülkede bu farkındalık gereği, muhalefetiyle iktidarıyla, azınlığı ile çoğunluğu ile zengini ve fakiri ile ortak dualar ve temenniler dile getirilmektedir. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı operasyonlarının ardından Türkiye başta belirtilen hedefine doğru adım atmaya devam ederek bu seferde Barış Pınarı operasyonu ile 120 km genişliğinde ve 32 km derinliğinde, Suriye sınırı boyunca olan bir bölgede tampon bölge kurmaya çalışmaktadır. Acı kayıplar verilmeye devam ederken başta belirtilen hedefler doğrultusunda da başarılı sonuçlar elde edildiği malumdur.

Bununla birlikte Suriye’de karşı karşıya gelinen silahlı terör örgütü Ypg, yaklaşık kırk yıldır mücadele verilen Pkk’nın Suriye tarafında yerleşen kısmı olmasına rağmen bu bilgi dünya kamuoyunda yeterli ve etkili bir biçimde kullanılamamıştır. Zira bir bilginin sadece doğru olması günümüz şartlarında yeterli değildir. Aynı zamanda o doğrunun tarafları olmalıdır. Doğruyu savunan bir takım güçler mevcut olduğunda hakkı yerine getirebilme imkanı ortaya çıkmaktadır. Tam ters yönde baktığımızda ise haksızlığın yanında bir taraftar kitlesi bir destekçi grubu meydana geldiğinde hakkı savunan tekil birey, grup ve ülkeler bunu savunmakta yetersiz görünmektedir. Buraya ekleyebileceğimiz büyük Ama ifadesi şuna işaret eder ki, haklının hakkını alacağı bir vakit er ya da geç gelecektir. Bunu önleyebilmek mümkün değildir. O tam vaktinde gelecektir. Ancak insan gerçekten çok sabırsızdır.

Terör örgütü silahlı eylem ve direniş anlayışını icra ederken, bugün karşılaştığımız sonuçları mutlak başarılar olarak adlandırmak mümkün değildir. Zira hiçbir gayri-nizami harp yapılanması düzenli bir ordunun karşısında savaşmak için tüm kuvvetlerini ortaya çıkarmaz. Bu durumu uzun yıllardır mücadele verdiğimiz Pkk’ ya karşı olan tecrübemizde açıkça görmemiz gerekir. Bugün ele geçirdiğimiz köy ve şehirlerdeki nüfusu doğru tanımadığımız, doğru yaklaşmadığımız ve anlamadığımız müddetçe cephe arkasında kendimiz için sürekli bir düşman kaynağı çıkaracağımız kesindir. Pkk ve Ypg bulunduğu bölgelerdeki nüfusu demokratik iddialarına rağmen etnik ve otoriter yapılanmaya bağlı bir bağ ile kendisine bağlamaktadır. İçerisinde her ne kadar farklı etnik unsurların olduğu iddia edilse de bu durum Daeş’ in yapısından farklı değildir. Tam olarak kapsamı bilinmeyen bir ideolojik otoriter yapılanma ve onun şövenist yansımaları iki örgütünde temel özelliklerindendir.

Bununla birlikte bir gayri-nizami harp yapılanması, mümkün olan bütün desteklere aç bir özellik gösterir. Bu örgütlenme, ilk yardım, taşıt, barınma, yiyecek, doktrine etmek için yazılı evrak ve kayıt materyallerine kadar her türlü tüketim kalemine aç bir özellik sergilemektedir. Bu hali de, örgütü kendi vesayetinde orada çatışmaya sokmak isteyen güçler için önemli bir zayıflıktır. Elbette örgütlerin taraf değiştirebilmesi muhtemeldir ancak taraflar arası geçiş örgüt içi bilgilerin karşılıklı örgüt veya devletlerin eline geçmesine neden olur. Yani örgüt Amerikan vesayetinden Rus vesayetine geçerse Abd bu durumu Türkiye lehine değerlendirmeye alabilir.

Örgüt bütün malzeme kalemlerine talep duyduğu gibi en önemli kaynağı olan silah ve onu taşıyacak eleman bulması da büyük önem taşımaktadır. Silahların menşei ve kapasitesi de taraflar arası gerilime sebep olmakla birlikte artık Türkiye’nin gözünün içine bakarak Pkk/Ypg terör örgütüne yardım etmek Abd için sıradan bir hale gelmiştir. Abd buna ek olarak Türkiye’ye kendi politik gerekçelerine uymuyor diye düşmanlarla ekonomik yaptırım yoluyla mücadele paketi doğrultusunda yaptırımlar getirmektedir. Anlaşılan odur ki bölgede terör örgütünün en önemli destekçisi Abd’dir. Burada terör örgütünün yapılanmasını görmesine rağmen birebir desteklerle ve Türkiye’ye yönelik yaptırım ve engellemelerle Türkiye’nin operasyonlarını engellemeye çalışan diğer ülkelerde yıllardır Pkk ile yapılan mücadeleyi baltalayan ve terör örgütüne destek verenlerin ta kendileridir.

Örgüt bu süreçte, hayati önemde olan lojistiğini bu ülkelerden doğrudan veya dolaylı bir şekilde elde etmiştir. İnsan kaynağını ise bölge insanının mağduriyetleri ve silahlı gücü sayesinde arkasına almıştır. Eğitim ve organizasyonlarında yine bölge üzerinde uzun vadeli projeleri olan ülkelerin destek olduğunu görmek mümkündür. Örgüt bu şekilde ağır aksak biçimde işleyen devlet kurumlarından, bozuk bürokrasilerden, berbat eğitim ve sağlık şartlarından, baskıdan, adaletsizlikten oluşan bir çamurda, büyük güçler tarafından şekil verilmeye hazır hale gelmiştir. Siyasî oluşumların kişi ve partilerin cebine işleyen yapısı da buna uzun vadeli bir çözümsüzlük katmıştır. Burada sadece Türkiye şartları dikkate alınmasın, bu tüm bölge ülkelerinin ortak problemidir ve Pkk sadece bir yansımasıdır. Bu bozukluklar devam ettiği müddetçe yeni terör örgütlerinin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Katılım sayısını arttırmak ve sayısal üstünlük elde etmek de terör örgütlerinin en önemli hedeflerindendir ve tüm bu gelişmeler terör örgütlerinin işlerini kolaylaştırmıştır.

Bir takım sorunları ve sloganları kullanarak harcanacak hayatları toplamaya çalışan örgüt, silahlı insan gücünün doğru kullanılmasının lüzumunun da farkındadır. Ordunun ilerleyişi sırasında direkt olarak karşısına çıkmayan, çıkamayan hareket tarzı, üstünlük oluşturacağını düşündüğü yerlerde değişmekte ve saldırıları giderek daha etkili ve şiddetli bir hal almaktadır. Bunun nedeni de gayrı-nizami harbin nihai bir muharebeye değil çok sayıda çatışmaya sahne olması ve bu süreçte tarafların birbirinin yöntemini öğrenmesidir. Bu nedenle Afrin ve Cerablus kentlerinin alınması önemli bir gelişmedir, ancak gayri-nizami harp bir bölge tutmaya dayanmadığı, daha doğrusu göreli üstünlüklerin etkili kullanılmasına dayandığı için son aşama değildir. Gayri-nizami harp ile karşı karşıya kalan bir askeri güç bir bölgeyi ele geçirmeyi ya da bir takım silahlı çatışmaları kazanmayı değil, o bölgeyi elde tutabilmeyi hedeflemektedir. Kaldı ki ismini verdiğim bu kentlerin ele geçirilmesine müteakiben yüksek sayılabilecek sayıda şehit verdiğimiz terör eylemleri meydana gelmiştir.

Bugün operasyonları yürüttüğümüz 32 km’lik derinlikte de ele geçireceğimiz şehirler de arazi de muhakkak önemli stratejik değerlendirmelerden geçmiştir. Ancak gayri-nizami harp belirsiz ve denetimi zor sınırlarda canlılık gösterir. Geldiğimiz noktada da terör örgütü, kitlesini kaybetmemek ve mesaj vermek için mutlaka bir takım büyük eylemlere ya da ses getirecek saldırılara girişmek isteyecektir. Başladığım gibi bitirmek istiyorum, ALLAH askerimizi ve tüm güvenlik güçlerimizi korusun, bu terör belasını da ülkemizin üzerinden bir an evvel söküp atmayı nasip etsin inşallah.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla