fathyildiz@gmail.com

Stalker

İnsan kendisini doğrulatmak için mi bir izin peşinden gider/sürer ya da doğruya-hakikate ulaşmak için mi merakının dayanılmaz heyecanının peşinden gider. Andrei Tarkovsky Stalker (1979) adlı filminde üç kişinin bilinmeze/ gizeme doğru yolculuğunu anlatırken, bilimin katı determinizmine karşı gelişini görmekteyim. Filmde “Bölge” adı verilen yerde varolduğuna inanılan bir odada, insan ne dilerse gerçekleşeceğine olan umut vardır. Bu umut uğruna yola çıkışla birlikte yolun kendine özgü zorlukları vardır.(Bölgeye girişe izin vermeyen totaliter sistem ile yönetilen bir devlet, odaya gidilen yoldaki gizemler gibi ) Bu gizemleri bilen ve bölgeye gitmek isteyen insanlara rehberlik eden bir kişi vardır: Stalker.

Bence filmin baş rolü dilekleri yerine getirildiğine inanılan odadır. Oda gizemin kendisidir, dileğin kabulü, herkesin ulaşamadığı, uğruna ölünün, ulaşana mükâfatını veren o eşsiz metafizik alan, hakikattir oda. Diğer önemli karakter ise bu hakikate ulaşan ve bunu bir meslek haline getiren Stalker’dir.( odaya yapılan yolculuk anında odaya ulaşma hissiyatından aldığı mutluluk ve yolculuk esnasında yapılması muhtemel yanlış bir davranış sonucunda cezalandırılma kaygısıyla karışık bir ruh hali ve odaya ulaşma hazzı veya elemi)

Şehirden çıkıp odaya ulaşma anına kadar olan süreçte yaşanılanlar herkes için aynı değildir. Çünkü bu yolculukta ayrı düşünce yapısına sahip üç karakter bulunmaktadır. Bu üç yolcudaki oluşan duygu: inanç, bilim ve iradedir. Odaya ulaşmayı her seferinde inanç haline getiren ya da odaya ulaşma süreci bir ibadet haline gelen Stalker, bölgenin ve odanın gizemine inanmayan ve bunun yanlışlanabilirliğini sınamaya çalışan Profisor ve özgür iradenin hayattaki en temel ahlaki düstur olduğunu savunup, totaliter devlet anlayışını reddeden Writter.

Bu filmi izleyen herkesin üzerinde durup düşündüğü karakter farklı olabilir. Benim üzerinde durup düşündüğüm figür Stalker’dir. Çünkü inanç peşinde koşan, bu inanç uğruna gerekli ritüelleri ( taşa bağlanmış bir fular ile yol belirleyen ) yerine getiren ve sonunda her seferinde inanç kaynağı olan odaya ulaşma hazzını yaşayan Stalker, aslında İz’i peşinden gider. Film aslında her şeyi yerli yerinde rasyonel bir şekilde açıklayan bilim ile rasyonel bir şekilde açıklanamayan inancın çatışmasını anlatmaktadır. Yani bizim tamda içinde bulunduğumuz durumu anlatmaktadır. Bizi çepeçevre kuşatan pozitivist anlayış; gizemli kalan, esrarını yitirmemiş her şeyi reddederek, insanları aklın dinine çekmiştir. Görünmeyene olan inancı reddederek, görünene olan inancı kutsallaştırmaktadır. İnsanoğlunun göremediğini olan inancı, duymadığını olan sadakati ve dokunmadığına olan sevgisi pozitivizm için en büyük tehlikedir. İkinci büyük tehlike ise bilimin dışındaki merak duygusudur. Çünkü merak eden kişi sorgular ve sorgulayan bir kişinin de nerede duracağını hiç kimse kestiremez. Bu nedenle merak pozitivizmin en büyük reddiyelerinden bir tanesidir. Pozitivizm toplumu bir labaratuvara benzeterek toplumsal alanın dizaynını/ düzenin inşasını gerçekleştirerek dinsel ya da metafiziksel herhangi bir duygunun ortaya çıkmasına izin vermez. Burada Stalker filmini pozitivist düşünce yapısına bir eleştiri olarak görüyorum. İnsanın neye inanıp neyi reddedeceğini bilimin evrensel yasalarına göre düzenlenmesi Stalker’in isyandır. Aslında yaşantımızda bizi heyecanlandıran, inançlarımızın peşinden götüren merak dünyadaki en büyük lütuftur. İnsan merak ettikçe insanlaşır. Hz. Adem’i cennetten kovduran şeydir, merak yeninin peşinden gitmedir, merak yaptığımız tercihlerin bedelidir, merak izi bulup iz sürücü-stalker olabilmektir, merak erdemdir. En nihayetinde Aşık Veysel gibi uzun ince bir yola girip menzile yetişmek için, Stalker gibi iz sürücü olmak gerek çoğu zaman.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla