emreturku@yahoo.com

Siyaset ve Ahlâk İlişkisi

Nazım Onur Hökelek’in geçen hafta kaleme aldığı “Temel Sorun Olarak Ahlak – 2 (Siyaset ve Siyasetçilerin Ahlakı)” başlıklı yazısını okuyunca siyaset ve ahlâk arasındaki ilişki üzerine daha fazla düşünmem gerektiğini hissettim.

Bu konuda birkaç sorunun cevabının sanıldığı kadar kolay verilemeyeceğini düşünüyorum. Örneğin, siyaset ile ahlâkın gerçekten birbiriyle ilişkili olduğunu iddia edebilir veya siyasetin ahlâklı olmasını sağlayabilir miyiz?

Siyaset ve ahlâk ilişkisinin tarihi Antik Yunan’a kadar götürülür. Bu çetrefilli ilişki o dönemden bugüne kadar çeşitli şekillerde kendisini göstermiş. Bazen ahlâk siyasetin belirleyicisi ve temeli olmuş; bazen siyaset ile ahlâk tamamen farklı yerleri işgal ettiği ve birbirine zıt şeyler olduğu kabul edilmiş; bazen de siyaset ahlâkın hizmetçisi kabul edilmiş. Tarih bu üç gelişime de tanıklık etmiş.

Tarihî tecrübedeki bu çeşitliliği görünce dahi siyaset ile ahlâkı ve bu ikisi arasındaki ilişkiyi değerlendirmenin kolay olmadığını hemen anlayabiliriz.

Bu ilişkiyi değerlendirmek kolay değil fakat siyaset ile ahlâk arasındaki ilişkiyi de tayin etmenin zorunluluğunu gözardı edemeyiz.

Antik dönemde gördüğümüz, siyasetin aynı zamanda bir ahlâkî gelişim olduğu düşüncesi ilk anda kulağa hoş gelebilir. Fakat ahlâkı ve ahlâkî değerlerin ne olduğunu ya da neler olması gerektiğini sorguladığımızda ortaya bir karışıklık çıktığını görebiliriz. Çünkü siyaseti hangi değerler çerçevesinde ahlâklı ya da ahlâksız olarak nitelendireceğiz? Veya bunda genel bir kıstası nasıl oluşturacağız? Ya da bu ahlâkı kim belirleyecek?

Örneğin dürüstlüğü ele alalım.

Dürüst olmak ahlâklı bir davranış olarak kabul edilir. Peki ama dürüst olmayan bir kişiyi ahlâklı olmadığı için cezalandırmamız mı gerekiyor? Yani ahlâken zayıf olarak nitelendirdiğimiz bir insanı siyasetin konusu yapıp cezalandırmak mı gerekecek? Buna onay verebilir miyiz? Hiç sanmıyorum. Dürüstlüğü ahlâkın konusu olarak onaylanabiliriz ama her zaman siyasetin konusu yapamayız.

Bu nedenle siyaset ile ahlâk arasındaki ilişkide ahlâkı siyasetin belirleyicisi veya -hiyerarşik bir ilişkiye dahil edip- siyasetin üstünde konumlandırmak çok daha tehlikeli duruyor.

Siyaset ve ahlâk ilişkisinde ahlâkın daha kişisel, siyasetin ise daha toplumsal bir rolü olduğunu dikkate almak gerekiyor. Ahlâk derken aslında insanların kendileri için belirlemiş oldukları iyi hayat anlayışlarını ele alırız. Bu açıdan değerlendirdiğimizde de tek bir ahlâk kuralından bahsetmek imkânsızlaşır. Toplumdaki bu birçok iyi hayat anlayışının yani birçok ahlâkın bir aradalığını sağlamak konusunda yani uzlaşı açısından siyaseti ele almak gerekiyor. Siyaset bir ahlâkî kod üzerinden hareket etmek yerine, toplumdaki birçok ahlâkî anlayışın barış içerisinde yaşamasına imkân sağlayacak bir ortam oluşturması ve bu doğrultuda ilkeler geliştirmesi gerekiyor. Yani siyasetin ilkeleri ile ahlâkın ilkelerini birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Siyaset ile ahlâk arasındaki ilişkide, hem ahlâkın siyasetin belirleyicisi olduğunu söylemek hem de Machiavellist bir tutumla siyasetin ve ahlâkın birbirine zıt ve birbiriyle çatışan iki ayrı şeymiş gibi ele almak tehlikelidir. Bu ilişkide olması gereken, siyaset ve ahlâkın kendine özgü ilkeleri olduğunun ayrımını yapmak ve bununla birlikte siyasetin toplum içerisindeki farklı ahlâk anlayışlarının gelişmesini ve birinin diğerine zarar vermemesini temin etmektir.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla