emreturku@yahoo.com

Okumak

Meşhur bir soru vardır hani: “Boş zamanlarınızda ne yaparsınız?” diye. Çoğu kişi de buna “kitap okuyorum” der. Bu cevabı önceden daha çok duyardık. Ama neyse ki artık günümüzde kitabın boş zaman aktivitesi olmadığı düşüncesi biraz daha yaygınlaştı da insanlar boş vakitlerinde yapılacaklar listesinden “kitap okumayı” çıkarmaya başladı.

Bu, kitap okumaya verilen anlam açısından olumlu bir gelişme şüphesiz. Ama kimse sanmasın ki insanlar artık daha bilinçli bir şekilde vakit ayırarak kitap okuyor. Cevaplar nispeten değişti belki ama okuma konusunda bir değişiklik yok. O zaman da okumuyorduk bugün yine okumuyoruz. Size şunu söyleyeyim bir araştırmaya göre Türkiye’de okuma oranı sadece %0,1.

Bu kötü veriden daha da kötü bir tablo bizi bekliyor olabilir.

O da, okuyan bu %0,1’in, okuduklarının önemli bir kısmının hem nitelik hem de zamanlama açısından değerlendirilmesi. Bu da okuduğumuz kitapların ne kadar nitelikli ve bizim için doğru kitaplar olduğunu tespit etmemizi gerektiriyor. Çünkü sadece bir şeyler okumak, okumak olmuyor.

Bu konuda Tim Parks’a kulak vermenizi öneriyorum:

Hayat yanlış kitaplar için çok kısadır, hatta doğru kitapları yanlış zamanda okumak için bile.

Bazıları kitapların içerisinde doğuyor. O nedenle şanslı. Okuma alışkanlığı edinmesi için önünde örnekler oluyor. Kimisi dedesinin kütüphanesindeki kitaplarla oynayarak büyüyor ve sonrasında sırasıyla o kitapları okuyarak geçiriyor zamanını. Kimisi bu alışkanlığı anne ve babasından ediniyor. Ama bazıları ise bu konuda bu kadar şanslı değil. Okumayı daha sonradan kendisi öğrenmek zorunda kalıyor. Bu ikinci bazıları şanssız ama karamsar olmalarına da gerek yok. Okumak öğrenilemeyecek bir alışkanlık değil. 24 saatlik bir gün içerisinde yer ayrılmayacak, hayatın akışı içerisinde yer verilemeyecek bir etkinlik değil. 21 günlük tekrarları alışkanlık haline getiren birer canlı olduğumuzu düşünürsek endişe etmeye, karamsar olmaya hiç gerek yok. Okuyabiliriz.

İyi ama neden okumalıyız?

Bence okumak herhangi bir şey için yapılabilecek bir eylem değil. Bu yüzden okumak için bir sebep aramaya kalkmayın. Ama eğer illa da sebeplere ihtiyacınız varsa onları bulmak da hiç zor değil.

Kimileri bilmediklerimizi azaltmak için okuduğumuzu düşünüyor. Ben buna bildiğimiz şeyleri artırmak için okuruz derim. Çünkü çok gezenin, çok yer görenin bile aslında çok da bir şey görmediği, çok da bir şey öğrenemediği bir dünyada insanların bilgilerinin sınırlılığını bilmeliyiz. Öyle ki neleri bilmediğimizi dahi bilemezken nasıl bu sonsuzluğun içerisinde bir şeyleri azaltacağız ki? Sonsuzdan ne eksilebilir ki?

İnsan, insanlığın yaşı göz önüne alındığında çok kısa yaşıyor. Dünyanın çok ufak bir yerinde çok küçük bir yaşam sürüyor. Çok az şey yaşıyor. Ama kitaplarla, yaşanılan ve yaşanılabilecek birçok şeyi okuyabilir. Yaşamasa da yaşayanların kimliği ile kısa bir yolculuğa çıkabilir.

İnsanın en önemli özelliği olarak akıl sahibi bir varlık olması gösterilir hep. Ama insan aklı sınırlıdır. Az önce söylediğim gibi bilinebileceklerin neler olduğunu dahi bilmezken akla ne kadar güvenebiliriz ki?

Akıl bizi diğer canlılardan ayırabilir belki evet, ama bizim insanlar arasındaki farklılığımıza odaklanmamız gerekiyor. Bugüne kadar, insanın akıl sahibi olması öne sürülerek insan yüceltildi. İnsanlar da hayvanlardan veya bitkilerden ayrılan özellikleriyle yani akıllarıyla övünedurdu.

Hayret ediyorum doğrusu!

Bizim hayvandan veya bitkiden farklı olmamız bizi gerçekten mutlu edebiliyor mu?

Bizim insanlar arasındaki farklarımıza odaklanmamız ve o özelliklerimizle var olmamız gerekmiyor mu?

Herkesin aynı olduğu yerde artık aynılığımızla fark yaratma çabamız ne işe yarayacak ki?

Biz bugün hâlâ dünkü kişiysek akıl sahibi olmamızın ne manası kalıyor ki?

İşte okumak burada kendisini gösteriyor.

Eğer insanlar arasında ve kendi yarınınızla bir fark yaratmak istiyorsanız okumalısınız.

Çünkü okumak hem sizi hem de yarını farklı kılmaktır.

İnsanın, bugününün dünden farklı olması, yarınının da bugünden farklı olması için yaşamaktan -yani bizzat tecrübe etmekten- ve okumaktan -yani tecrübe etmediklerimizi tecrübe edenlerden dinlemekten- başka çaresi yok. Yaşarsanız hayatın mesajlarını alır, okursanız hayatın başkalarına aktardığı mesajlardan haberdar olursunuz. Çünkü insan okuduğu her hikayeyi zihinsel olarak canlandırır aslında. Okumak birçok insan olmak, okumak birçok hikayede başrol olmaktır. Okumak, bir ömre birkaç ömrü sığdırmaktır esasında.

Düşünsenize okurken birisi veya birileri dünyayı sizin adınıza anlamlandırıyor ve anlatıyor. Bir başkası başka bir şekilde anlatıyor. Bir başkası başka. Bundan âlâ iyilik mi olur?

Okumak, modern hayatın karmaşasından, yoğunluğundan ve her türlü trafiğinden uzaklaşıp herkese ama aynı zamanda sadece sana yazılan bir hikaye içinde yaşamanın en kolay ve en keyifli yoludur. Sadece bir şeyler öğrenmek için değil insanın yaşaması için okumaya ihtiyacı var. Eğer okumuyorsak, sadece yaşadığını zanneden, hayatın -birçoğu boşuna olan- koşturmacası içinde, değerlerden gittikçe uzaklaşan, yapılması gerekenleri yerine getirmek dışında bir işlevi olmayan robotlara dönmeye mahkûmuz.

Yani hissetmemeye.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla