hstandogan@gmail.com

Muhalefet Etmek – 2

Birinci yazıda genel olarak bildiğimiz muhalefet sorunlarını farklı boyutlardan aldığımıza göre ikinci incelemede eksikliğin giderilmesine dair fikirlerimizi beyan etmenin gereği ortaya çıkıyor.

İlk olarak şunu ifade etmek gerekir ki, bir takım sorunların ortaya çıkması sizin yanlış adımları geriye doğru takip edip başlama noktasına ulaşarak yeniden bir yol tutmanızı imkansız ya da çok zor kılar. Zaman değişmekte ve süratle akmaktadır. Koşullar attığınız her yöndeki her adımla yeniden şekillenmekte ve değişmektedir. Bu nedenle bir metaforla ifade edecek olursak, yanlışlarımızın çözüm yolu girdiğimiz kapıdan geri çıkmak şeklinde değildir.

Aradığınız çözümü kendi adımlarınızı takip ederek dahi bulamadığınızı düşündüğünüzde başkasının adımlarını takip ederek başarıya ulaşmayı bekleyen kişinin durumunu taktirinize bırakmak isterim!? Öyle ki bu kişinin ne aradığını, bulup bulamadığını, hatta arayıp aramadığını bile bilmiyorsanız..

Ancak gerek devlet geleneği gerekse toplumsal standart bakış açıları bizi bu iki koşulda sabitlemiştir. Hal böyle olunca iktidarlar ve muhalefetler de toplumsal yapının ya yansıması ve sürdürücüsü olmuştur. Türkiye özelinde iktidarların ve onun aygıtlarının toplumu biçimlendirme ve yönetmede ne kadar güçlü bir etkiye sahip olduğu Rönesans dönemi siyaset bilimcisi Niccolo Machiavelli’ de bile izine rastlanabilecek bir açıklamadır. Yönetim kadrosunun ülkedeki tam iktidarını dayandırdığı koşullar muhalif oluşları baskıladığı ya da ortadan kaldırdığı ölçüde kuvvetli addedildiği için farklı örneklerde feodal dönemde görülen yetkilerin çelişmesi ve çatışmanın farklı iktidar mozaikleri ortaya çıkarması pek kolay görülen bir durum değildir.

Türkiye’de batılılaşma süreci değerlendirmeleri de aynı şekilde merkezileşmenin modernite ile aldığı yeni bir boyutu ortaya çıkararak,muhalefetin yerel düzeyde ulus devlet argümanlarıyla ortadan kalktığını bize göstermektedir. Bunun içindir ki muhalefetimizin karşılaştığı en ağır ve genel suçlama ihanet, iş birlikçilik şeklinde vuku bulmaktadır.

Bu durum, gerek örnek alınan Batılılaşma modeli gerekse mantığı açısından bir takım çelişkiler meydana getirse de iktidar olma figürü muhalefeti de yönetme, yönlendirme hatta üretme şeklinde günümüze yansımıştır. Muhalefetin, hakim algı ve politik düzene karşı aldığı tutumdan ziyade hakim tarafın bir araç olarak üretilmesi de Türkiye’de aktif siyasetin tutuk muhalefetinin gerekçelerinden birisi olarak görülebilir.

Şu halde muhalefeti, mevcut politik düzende, demokratik yapının gereklerine göre hareket eder gördüğümüzde problemin büyük oranda çözüleceğine kâni olabiliriz. Ancak demokratik yapının algılanışı bile parti içi yapılarda vahim manzaralar meydana getirdiği ve muhalefetin daha parti içinde oluşmadığını gözlemlediğimizde bu sorunun kronik bir algı problemi olduğuna kanaat getirmekteyiz.

Siyasi düzen açısından sorumluluk almak isteyecek partiler kendi içlerinde bu yapıyı değiştirmek amacıyla adımlar atmadığı ve yeni bir siyaset, yeni bir bakış açısı geliştirmediği müddetçe, mevcut şikayetlerin akademik değerlendirmeler ölçeğinde kalması kaçınılmazdır.

Halka yakın bir siyaset yapmanın güncel, popülist tartışmalarla, değerlendirmelerle oy kazanmaya çalışmaktan daha kıymetli olduğunun anlaşılması noktası, siyasetimiz için önemli bir başlangıçtır. Öte yandan bu kaygı ne batılı bir örnek almak ne de bulunduğumuz noktadan geriye doğru adımlarımızı takip etmeye gerek bırakmaktadır. Halkın telaş ve kaygıları sadece meclis kürsüsünde birkaç saat konuşularak cevap beklememektedir. Son dönemde ortaya çıkan siyasi ve ekonomik gelişmeler ardı arkası kesilmeyen kutuplaşmalar siyasetin meşru bir çerçevede yürütülüp yürütülmediği tartışmalarını aşarak devletin ne için varolduğu algısını oluşturur hale gelmiştir. Ne yazık ki Türkiye’de bunlara genel toplumsal değerlere uyumlu cevaplar verebilecek bir siyasi oluşum halen mevcut değildir.

Devletin ne için varolduğu konusu ise genel bir toplamdır. Değişen siyasi konjonktürle, gerek yönetim bilimsel gerekse vatandaş kavrayışı açısından devlet ve yurttaşlar arasında yeni bir algı oluşumu projesi yaklaşık 80’li yıllarda ortaya konulsa da en açık ifadesini günümüz iktidarında bulmuştur. Bu değişim de kendi sosyal yapısını ortaya çıkarmış ve toplumsal bağlar gerek siyasi gerekse ekonomik yeni olaylarla yeniden biçimlenmeye başlamıştır. Muhalefetimiz için değişen şey ise yazık ki sadece rakamsal bağlamda yılların değişimidir. Muhalefet alternatif olmaktan ziyade, iktidarın açıklarını arar bir halde, erken dönem muhalefet partilerinin kuruluş amacını yerine getirmektedir.

Alternatif olma hüviyetini ilk seçimlerinde ortaya koyan bugün ki iktidar ise, iktidar koltuğunun önceki sahibinin rolünü devam ettirmektedir. Otoriter yönetim yüzüğü sanki yuvarlak masadaki şövalyeler gibi elden ele geçmektedir. Bu nedenle muhalefetin özellikle Türkiye’de açık bir değişim alternatif olması maalesef günümüz şartlarında olağan görünmemektedir.

Hal böyle olunca halkından kopuk siyasi görüntü devletin üstün gücü ve uzun devlet geleneği nedeniyle vatandaşta korku yönü ağır basan bir devlet anlayışı, siyaset korkusu meydana getirmiştir. Halk, ekonomik gelişmelerin doğrudan etkilediği sosyal yaşantısı dışında neredeyse gündemi takip edemez, adeta Ankara’da geçimsiz bir ailenin meclisteki hayatını Trt dizisi kıvamında seyretmektedir. Gençlik ise bu yerli dizilere daha kapalı, siyasetin tortulaşmış görüntüleri arasında kendine yer aramaktadır.

Şu halde her bakımdan muhalifsiz siyasi yapımızın muhalifini yine halk olarak tarif edebiliriz.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla