hstandogan@gmail.com

Modern Yönetimden Yansımalar-2

Algı yönetiminin daha eski bir tarihi ve alanı söz konusu tabi ki buna Roma’da zaferlerini şehrin duvarlarına kazıttıran, geçit kapıları yaptıran idarecilerden, Alman savaş propagandasına ya da Irak’ın işgalindeki kimyasal silah yalanına kadar pek çok alanda rastlamak mümkündür. Bu durum tahmin edildiği gibi kimi sivil toplum örgütlerinin onay verdiği, kiminin ise sesini duyuramadığı bir karmaşada belki parlamentoya hiç uğramamak üzere bir tartışma olarak sesini kaybetmektedir. Parlamento algı yönetiminin bir sonucu olarak ortaya çıkmaya günümüzde değil adeta Sieyes döneminde onay alarak başlamıştır. Temel hak ve özgürlüklerin ise yine bu algı yönetiminden ve güncel gelişmelerden pay aldığını görmek için Başkanlık düzeyinde ABD’deki Müslüman karşıtı söyleme bakmak yeterlidir diye düşünüyorum. Kuvvetler ayrılığının sert bir biçimde uygulandığı Amerika’da yargının yüksek ırkçılık düzeyine adil bir karşılık verememesi, Başkanı Irak işgaliyle ilgili olarak nedeyse tehdit eden bir savunma bakanlığı ve ülkedeki tüm siyasi işleyişlerde egemen olan bir kesimin lobi faaliyeti ve gücü, izleyicilere değişken bir demokratik sürecin hürriyet esini veren resmini değil, otoriter bir rejimin sürekliliğini göstermektedir.

Bu durum sadece ABD’de değil, dünyanın birçok ülkesi için böyledir. Yazının ilk bölümünde belirtilen seçeneksizliğin arkasında yatan durum da budur. Bir çeşit diktatörlük ve demokratik yönetim biçimi arasında kalmanın, modern insanın çaresizliğini gösterdiğine değinmiştim. Bu çerçevede ortaya attığımız dikta rejimi, her halde demokrasi postuna bürünen bir kurttan başka bir şey değildir. Roma’da diktatör, kenti korumak için seçilirdi. Bir asker olarak tüm otoriteyi üzerine alarak görevini yerine getirir ve yetkilerini senatoya tekrar devretmesi beklenirdi. Ancak öyle bir yetki devrinin olmadığı zamanlar da olmuştur.

Bugün yapılan seçimlerin kökeninde ise sadece burjuvazinin vermiş olduğu bir mücadele ve bir devrimle özdeşleşen geçmiş söz konusu değildir. Bunun içerisinde gerek kilisenin seçimi, gerek krallığın güç kaybı gerekse gelişen siyasi etkili askeri olaylar söz konusudur. Elbette tüm bu olaylar farklı kesimler tarafından hayatın, sanki sadece bir ekonomik boyutu varmış gibi okunmaktadır. Bu yaklaşım, modern insana özgü bir yaklaşımdır. Modern dönemi anlamlandırmaya yönelik bir açıklamadır. Ancak bu oranda da modernizmin ürettiği bir görüştür. Yani gerçeği yansıtmaktan uzaktır.

Gelinen noktada siyasi gelişmelerin etkilendiği ve etkilediği sosyal, ekonomik olayların bir sonucu olarak demokrasinin siyaseten bir sonuç durumu meydana getirmediği gün gibi ortadadır. Bu nedenle demokrasiyi korumak isteyen bir kuralcı yaklaşım ortaya çıkmış ve kuralcılık, toplumsal hayatı ve yönlendirmeyi baltalayan bir konuma kadar gelmiştir. Burada görülecek anlam şöyledir, demokrasi halkın yönetimi olarak halka karşı bir yöne kaymıştır. Bu durum, temel hak ve özgürlüklerle sınırlı bir demokrasi olması bağlamında mantıklı bir çerçeve oluşturmuştur. Ancak temel hak ve özgürlükleri koruduğu iddia edilen devleti kim sınırlandıracaktır? Bu kapsamda hak ve özgürlüklerin tehdit veya tehlike altında olduğuna kim karar verecektir? Siyasi olarak kuvvetler ayrımının bugün dahi nasıl bir akıbette ilerlediği malumdur.

ABD anayasasının ortaya çıkması elitist bir yolculuk hikayedir. Anayasa konvansiyonu kendilerine verilen yetkiyi aşarak yeni bir metin oluşturmaya gitmiş ve çoğunluğun onayıyla bunu resmen ilan etmiştir. Bugün ihtiyaç duyulan bu çeşit bir bilgeler rehberliği midir bilinmez. Ancak toplumların taraflara ayrılmış manzarası ve giderek kişi hak ve özgürlüklerinin yorumlanmasıyla aşılması neticesinde özel hayata, kişilerin hürriyetlerine müdahaleler politik argümanlar haline gelmektedir. Bu manada Avrupa’da da Amerika’da da liderler seçmenlerine Müslümanlara yönelik uygulayacakları politikalar daha doğrusu baskı yöntemleriyle oy toplamaya çalışmaktadır.

Bir dönem herkesin gözünü diktiği uzay çalışmaları gibi bilimsel araştırma ve gelişmelerin oluşturduğu rekabet kanımca sona erdi. Mars’ta bir koloni kurmanın daha dünyada birbirimizi kırıyor olduğumuz gerçeğiyle yan yana getirildiğinde bir anlamı kalmamaktadır. İnsanlar bunca araştırmaya harcanan kaynağı sorguluyor mu bilemiyorum. Ama bunu sormamız hatta düşünmemiz bile abesle iştigaldir. Modern dünyada merakın önünde ve bilimsel araştırmaları engelleyecek bir şey düşünülebilir mi? Asla. Kutsalımız üstü tozlanmış bir mutluluk ve düzen vadeden içeriğiyle artık tarihin arşivleri arasından geri dönüşüme gönderilirken bize kuşkusuz gerçeği ve sınırsız mutluluğu verecek, bizi refaha taşıyacak tek yol nedir? Elbette bilim. Buna kim düşmanlık ederse zaten, ya insanlığın düşmanı ya da en azından insan değildir. Onu lakaplar ve yaftalarla çağırmak en doğrusudur. Yine modernizm tarafından öğretilmiş, Modern dönem öncesi anlayış ve kullanımı anlamak için “bilim” kelimesi yerine “din” kelimesini koyunuz. Bu modern savunu içindeyken, zihninizde oluşturulmuş Ortaçağ’ın eli kanlı prensini, sultanını ve papazını, şeyhülislamını görmek istiyorsanız sadece aynaya bakmanız yeterlidir.

Hür dünyadan yansımalar bu şaşırmayınız, toplama kampı ortamında bir meclis oluşturmanız, kuvvetler ayrımına gitmeniz, kişi hak ve özgürlüklerini iddia etmeniz, kendi aranızda savunmanız hiçbir şey ifade etmez. Konut dokunulmazlığını Filistin dışında tartışmak, yaşama hakkını Afganistan’da bombalanan bir mektepteki çocuklar dışında düşünmek, su kıtlığını Afrika dışında ele almak, bu toplama kampı zihniyetinin bir sonucudur. Metinler ilkeler vardır, ama sadece bazı çevrelere ve onların politikalarına hizmet eder. Bu üst perdenin katil devletleri haricinde kalanlar da daha demokratik olmanın, kuvvetler ayrımının, temel hak ve özgürlüklere uygun yargılamanın gailesini yaşar.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla