fathyildiz@gmail.com

Modern İnsan: ‘Ben’ ve ‘Biz’ Arasında

İnsanın birey olarak ortaya çıkışı, yani modern insanın var oluşu henüz birkaç yüzyıllık bir durum iken, bu yeni insan tipinin karşı karıya kaldığı yeni sorunlar da beraberinde gelmiştir: Siyasal ve kültürel alanda, özne olarak kimlik arayışı ve nesne olarak kimlik problemleri. Bu problemlerin aldığı en önemli biçim ise, modern öncesi dönemde de farklı boyutları ile görülen ben/biz/onlar/ötekiler, dost/düşman/hain ayrımlarıyla yeni ideolojik kategorilerin oluşmaya başlamasıdır. Diğer yandan siyasal kültür içerisinde “yeni bir bilinç” oluşturma sürecindeki meşrulaştırma araçları da bu yeni zamanın ruhuna ve amacına uygun olarak yeniden şekillenmektedir.

Ayn Rand’ın kendine özgün bir tavırla totaliter sistem eleştirisi yaptığı Ben kitabında bahsettiği gibi “Biz bütünün içinde bir, birin içinde bütünüz ebedi bölünmeyen ve tek olan Biz’den başka kimse yoktur”u savunan totaliter ve otoriter Biz’i savunan görüş ile “Biz kelimesi ilk kelime, bilinen ilk şey olamaz olmamalıdır. Bu kelime insanların ruhuna Ben’den evvel yerleştirilmemelidir. Yoksa bir canavar haline gelir”i* savunan özgürlükçü/ liberal arasındaki ideolojik ayrımı sanayi devriminden beri sürekli olarak düşünürler arasında en ciddi çekişmelerin yaşandığı sahne görmekteyiz. Bu durumu daha çok liberaller ile Marksistler ve 20.yüzyılın son çeyreğinde neoliberaller ve neomarksistler arasında görmekteyiz. Faşizmi benimsemiş Alman Nazi yönetimini saymıyorum, çünkü tam olarak 1984 ve Ben gibi distopyaların ete kemiğe bürünmüş hali olarak saf bir totaliter ve otoriter ideoloji olarak karşımızda açıkça durmaktadır. (Her iki distopyada teknolojik aletler en üst düzeyde kullanılmaktadır. Bu konuya ilerleyen haftalarda değinmek gerekir. Ayrıca Orwell’ın 1984’ü Hakkında Asla Bilmediğiniz 10 Şey için özgün bir şekilde Emre Turku’nun çevirmiş olduğu yazıyı derginin kültür sanat bölümünde bulabilirsiniz.)

Ortaçağ Avrupa’sında ticaretin azda olsa canlılık kazanmasıyla kentlerin yükselmesi, dine karşı din olarak Reform hareketlerinin yaşanması, sanatla birlikte yaratıcılığın özgür bir şekilde gerçekleşmesi için Rönesans hareketleri, insanın bireyleşme sürecinde Aydınlanma devri akabinde bireylerin özgür bir şekilde kendi uluslarının yaşama isteği sonucu ulus devlet süreci yani Fransız İhtilali, burjuvazinin seri üretime geçmek için kurmuş oldukları fabrikalarla Sanayi Devrimi tüm bu evrim içerisinde oluşan birçok ideolojik düşünsel sürecin tarihsel temellerini oluşturmaktadır. Ayrıca Batı Avrupa’da yaşanan bu sürecin adına modernleşme/modernite de diyebiliriz. Yani modernleşme ile birlikte aynı zamanda ideolojiler ve bu ideolojilerin şekillendirdikleri siyasal sistemler, modern insanın oluşum sürecinde etkin bir şekilde kendini göstermektedir. Bu ideolojilerden yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi totaliter ve liberal sistemler modern insanın oluşumunda önemli yer tutmaktadır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinden yüzyılın ortalarına kadar yaşanan Faşizan yönetimler ile kolevtivizmin tavan yaptığı dönemde kendisine bir yeryüzü cenneti vaat edildiği için modern insan neredeyse tüm sorumluluğunu içerisinde bulunduğu kolektivitinin üstüne atmaktadır. İki dünya savaşından sonraki iki kutuplu dünyada bu ideolojik çekişme ciddi bir şekilde entelektüel arenada yaşanmaktadır. Rawls, Nozick, Hayek, Baudrillard, Bauman, Foucault, Marcuse, Habermas, Poulantsaz gibi birçok isim neomarksist veya neoliberal söylemleri dile getirmektedir. Ayrıca Bauman ve Baudrillard gibi ciddi şekilde modern hayat eleştirisi yapan birçok düşünür de eleştirileriyle modernitenin getirmiş olduğu bunalım ortamının çözümlenmesinde insanlar rahat bir nefes alma imkanı bulmuşlardır.

Bu ideolojik kamplaşmanın küreselleşme ile birlikte etkisini kaybetmeye başlamış olmasının aksine insanların belli bir kolektivite içerisinde kendilerini mutlu hissetmesi, sorumluluklarından kaçmak ve günahlarını bu kolektivitenin üstüne atma rahatlığı, aynı zamanda twittervari 140 karakterde sloganik söylemlerin kafa yormaması ve ruhu gıdaklayıcı olması gibi bir çok nedenle gençler arasında ‘dilce’ ve bazı zamanlarda ‘ruhça’ yaygın olmaktadır. Ailede, okulda, dinsel alanlarda sürekli bir şekilde kolektivitenin içerisinde “bir elin nesi var iki elin sesi var”, “birlikten kuvvet doğar” gibi insanları birleştirici/bizleştirici bir düşünce verilmektedir. Sonuçta benim kişisel kanaatim, birlikte olmaktan öte ‘beraber’, biz olmaktan öte ‘ben’ kavramlarının önemli olduğunu ve bir çok sorunun (kimlik, bütünleşme gibi) çözümünde bu kavramlarda açık bir şekilde göründüğünü düşünmekteyim.

* Ayn Rand, Ben, Çev. Emine Gedik, Liberte Yayınları, Ankara, 2000.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla