emreturku@yahoo.com

İyi Değilsin Dünya!

Dünya sanki kötülükler dünyası. Ülkeler kötülükte yarışır gibiler. İnsanlar kötülükleriyle duyuluyor. İnsanların iyiliğine hizmet eden, kendinden olmayana kucak açan ülkeler değil, dünyada hüküm sürenler. Bu kötülük yarışı öyle kızışmış ki yarışı kimin kazanacağını belirlemek çok zor. Çünkü hangisinin daha kötü olduğuna karar veremiyorsunuz. İnsanı seven azalırken ötekine olan nefret artıyor ve artık insanların değeri insanların gözünde yok oluyor. İnsana olan bu kayıtsızlık öyle kötümser bir tablo ortaya çıkarıyor ki devletler zarar verecek mekanizmaları yasa yoluyla meşrulaştırmaya çalışıyor.

Belki o ütopyadaki Okyanusya’da yaşayanlar değiliz. Düşünmekten korkmuyoruz. Ama bulunduğu ülkede “farklı” olanlar kendilerini Okyanusya’daki bir Avrasyalı veya bir Doğuasyalı olarak hissetmeye başladı bile. Öyle ki bulunduğunuz yerde öteki olmanın bedelinin çok ağır ödendiği ve işin kötüsü bu bedelin daha da ağırlaşacağı bir yere doğru evriliyor gibiyiz. Tarihi boyunca kötü olana ve kötüye ev sahipliği yapmış olan bu dünya, bu geleneğini bozmadan devam ediyor. Bugünün talihsizliği her şey herkesin gözü önünde gerçekleşiyor ve hep izlemek zorunda kalıyoruz.

Özellikle son birkaç yıldır Avrupa’daki aşırı sağın yükselişi, ırkçılık, ötekine tahammülsüzlük ve hatta ötekini yok etme isteği gün geçtikçe tüm dünyaya yayılıyor. Hemen her gün televizyon haberlerinde, haber sitelerinde ve sosyal medyada sistematik olarak ülkelerin ve insanların ötekine olan tahammülsüzlüğünü ve nefretini içeren şeyler izliyoruz. Öyle şeyler görüyor ve duyuyoruz ki elimizden bir şeyin gelemiyor olmasının çaresizliği altında kendi adımıza utanıyoruz. Ama tüm bunlara sebep olanlar, utanmak bir yana, kendi ülkesini ve vatandaşlarını koruduğu düşüncesiyle göğsünü kabartıyor.

Bu yıl sadece benim karşıma çıkan olaylar bile ötekine olan nefretin derecesini göstermeye yeter.

Almanya’da Hırıstiyan Demokrat Birliği partisindeki milletvekili Carsten Linnemann ülkesinde “çok az Almanca konuşan ve anlayan bir çocuğun ilkokulda yeri yok” diyerek bir düzenlemeyle bunun yasallaştırılmasının uğraşını veriyor.

Yine Almanya’da çok eşli olanlara ve Alman yaşam kültürünü benimsemeyenlere vatandaşlık verilmeyeceğine dair bir yasa kabul edildi. Buna göre Alman vatandaşlığını almak isteyenler, o seviyesi ve içeriği belirsiz olan “Alman yaşam kültürünün” bir parçası olmayı ve bunu da bir şekilde kanıtlamayı becerebilmesi gerekecek.

Avusturya’da okullarda Müslüman olan öğrencilere cevaplanması istenen sorular arasında ailelerinin hangi mezhepten olduğunu içeren bir sorunun bulunması fişlemenin boyutunu gösteriyor.

Slovakya’da aşırı milliyetçi olan SNS Partisi tarafından hazırlanıp parlamentoya sunulan ve kabul edilen yasa tasarısına göre ülke içerisinde herhangi bir toplantı ve mecliste yabancı ülkelerin millî marşlarının okunması artık yasak.

Avusturya’da mart ayında Sembol Yasası yürürlüğe girdi. Bu yasa “aşırıcılık ve siyasal İslam ile mücadele” gerekçesiyle çeşitli gruplara ait işaret ve semboller kamuya açık yerlerde yasakladı. Bu gerekçe doğrultusunda hazırlanan yasadaki işaretler içerisinde ülkücülerin kullandığı Bozkurt işareti ve Müslüman Kardeşler’in amblemi de bulunuyor.

Londra’da bir metro istasyonunda sadece başörtülü olduğu için iki kadın kaburgaları kırılana kadar dövülüyor. Verilere göre sadece Londra’da bu tür saldırı ve tacizlerin sayısı son bir yılda 1323’e ulaşmış durumda.

Almanya’da bir parti (Die Parti) Nazi rejimi döneminde önemli rollerde bulunan kişilerin soyadlarına (Goebbels, Hess, Eichmann, Speer, Bormann gibi) sahip olan kişileri bugün aday olarak göstererek seçime girebiliyor.

Hindistan’da ramazanda oruç açan Müslüman inşaat işçileri inek eti yediği gerekçesiyle kemerlerle dövülüyor. İşçiler yiyeceklerin arasında et olmadığını belirtseler de durmuyorlar. Çünkü Müslümanların normalde et yediklerini bilmeleri bile onlar için yeterli.

Bu örnekler devede kulak. Daha niceleri var. Uzaklara gitmeye gerek yok aslında. Sadece Suriye’de yaşananlar ve Suriyelilere yapılanlar bile başlı başına bu dünyanın kötülüğünü bize anlatıyor. Kudüs’te yaşananlar ve yaşatılanlar bu dünyanın efendiliklerine soyunanlar tarafından yapılıyor. Efendilik oynayanlar, kötülükler üzerinde adım atarken yakın geleceğin yine hiç de parlak olmadığını tahmin etmek zor değil.

Kısacası içinde yaşananlarla dünyaya baktığımızda yarına dair yazılacak iyi ve güzel şeyler bırakmıyoruz. Bırakmıyoruz, çünkü iyi ve güzel şeyler yaşayamıyoruz, iyi ve güzel şeyler yaşatmıyorlar. Her yanımız kötülüklerle dolu. Anlayacağınız iyi bir dünyada değiliz ve korkarım ki dünya hiçbir zaman iyi olmayacak.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla