fathyildiz@gmail.com

Evrim mi Devrim mi?

Evrim ile devrim arasındaki temel farklardan bir tanesi ve belki de en önemlisi hem evrimin hem de devrimin oluş aşamasıdır. Bildiğimiz gibi evrim kendiliğinden uzun süreli bir oluşum iken, devrim ise kendi kendisine bırakılmayan kısa süreli bir patlama anıdır. Evrim doğal iken, devrim doğal olmayan ve bir çok kaygı verici olaylar silsilesinin temel nedenidir. Aslında modern batının ortaya çıkmasında bu evrimsel süreç ve bu süreç içerisinde yaşanan bazı devrimler önemli bir yer tutmaktadır.

Modern batının oluşumuna kabaca bakacak olursak başta coğrafi keşiflerle birlikte ticaret yolları değişmiştir. Böylece Batı Avrupalı tüccarlar kırsal alanda yaptığı ticareti liman kentlerine taşımaya oradan da bütün kentlere yaymaya başladılar. Şehirler bu süreçte kalkınıp canlılık kazanarak önemli mekanlar haline gelmeye başladı. Aynı zamanda toprağa bağlı bir şekilde kazanılan para yavaş yavaş ticaretten kazanılmaya başlanmasıyla feodal yapıda sarsılmaya başladı. Çünkü şehirler arası ticaret yapmak isteyen tüccar sosyal alanda özgürlük, ekonomik alanda hukuki güvence ve en nihayetinde siyasal alanda da hak iddia etmeye başladı. Bu şekilde reform, rönesans ve aydınlanma dönemleri yaşandı. Tabi bu dönemin bir çok iç dinamikleri vardır. Reform ile dinsel bilgi kilisenin temelinden çıkmış ve kilise evrensel nüfuz iddiasını yitirmeye başlamış, rönesans ile insanın bireyselleşme süreci başlamış ve aydınlanma ile özgür birey için özgür düşünce ortamı yaratılmaya çalışılmıştır. Tüm bu evrimsel süreç sonunda yaşanan Fransız devrimiyle ulusal devletlerin kurulma süreci başlamıştır. Sanayi döneminde ise seri üretim yapan makinelere geçilip kapitalist bir devir açılmıştır. İşte tüm bu yaşanan gelişmeler sonucunda dinin yerine ikame olan ideolojiler ortaya çıkmıştır. Batıda kabaca bu şekilde evrimsel bir süreç sonunda modern ulus devletleri ortaya çıkmıştır.

Modern batının oluşumu aslında “çatışma-teori-kurum” skalasını takip etmektedirler. Reform, rönesans, aydınlanma dönemleri, sanayi ve Fransız devrimleri çatışma ortamı iken, bunların sonucunda teoriler ortaya çıkmıştır -ki bunlar sosyalizm, muhafazakarlık, liberalizm veya anarşizmdir. Bu ideolojilerden herhangi birinin bir devlet içerisinde ete kemiğe bürünmesiyle de modern kurumlar oluşmakta. Örnek olarak sanayi devrimi iki farklı ideolojinin oluşumunda başat faktördür. Kapitalist sistemi savunan ve rekabete dayalı serbest Pazar ekonomisini sürdürmek isteyen liberalizm demokrasi kurumunu ortaya çıkarmıştır. Devleti üretim araçlarını elinde tutan hakim sınıfın ideolojik yansıması olarak gören, devleti kullanarak kendi çıkarları için siyasal yollar arayan, aynı zamanda bunları yaparken de işçi sınıfının emeğini sömürü olarak gören sosyalistler hakim sınıfa karşı proletarya ihtilaline şartlanmışlarsalar da pratikte uygulama alanı bulmuş ama başarılı olamamışlardı. Aynı şekilde Fransız devrimiyle ortaya çıkan muhafazakarlık ve milliyetçilik. Burada daha bir çok örnek verebiliriz. Temelde modern batının evrimsel süreci böyle iken birde batı gibi olmak isteyen ve aynı zamanda buna zorlanan batı dışı toplumlara da bakmak gerekiyor. Batı modernleşmesi evrimsel bir süreç iken, batı dışı toplumlarda bu “modernleştirme” olmaktadır.

Modernleştirme, batıda yüzyıllar boyunca oluşan bu kurumsal yapıyı batı dışı toplumların devrimsel- jakoben bir yöntemle kendilerine uyarlamaya çalışmalarıdır. Fakat batıda zamansal olarak yaşanan bu çatışma-teori-kurum süreci mekânsal olarak batı dışı toplumlarda tam tersi bir süreci yaratmıştır. Yani batı gibi güçlü olmak için çoğunlukla bürokratik askeri elitlerin modernleştirmek istedikleri toplumu jakoben bir yöntemle topyekûn bir şekilde dönüştürme amacında, “kurum-teori-çatışma” süreci kendiliğinden ortaya çıkar. Zorla kabul ettirilmeye çalışılan kurum için ordan burdan toplanarak hazırlanan teoriler -başı otoriter sonu totaliter olmaktadır- bu teorileri zorla kabul ettirilmesi sonucunda ortay çıkan çatışma ortamı. Ülkemizde Tanzimat döneminden beri bu sorunu yaşamıyor muyuz? Son iki yüz yıl boyunca sürekli olarak batı gibi güçlü olmak için devrimci bir yolla toplumu topyekûn kuşatan bir yönetim etrafında yaşamımızı sürüyoruz. Bu nedenle de bir çok kriz ile birlikte yaşamımızı sürdürüyoruz.( En taze örnek olarak sevgili Emre Turku’nun “Kemalizm Yeni Bir Kök Salarken” yazısında görülmektedir) Değişim kendiliğindenliği karşısında değiştirmek için devrim yapmak: hangi yöntem daha olumlu sonuçlar doğurur? Evrim mi yoksa Devrim mi?

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla