fathyildiz@gmail.com

Doğal Afetler ve Kayyum

Son birkaç haftadır depremler, yangınlar, sel olayları, kayyum, güvenli bölge ülkemizin gündeminde oldukça önemli yer kaplamaktadır. Özellikle Ege Bölgesi’nde çıkan yangınlar, aslında yüreğimiz yaktı.

Neredeyse son bir yıldır ülkemiz küçük sarsıntılarla da olsa beşik gibi sallanıyor (Rantın olağan olduğu ülkemizde İstanbul’un aşırı ve çok katlı yapılaşması içerisinde olası depreme karşı ne kadar hazırlıklıyız?).

Yaz döneminde bilinçli/ bilinçsiz olarak çıkan yangınların haddi hesabı yok (Yangında açılan bölgeye Tarım ve Orman Bakanlığı 11 Kasım’da 3 milyon fidan dikerek rekor denemesi yapacakmış. Güzel bir haber ama Umarım güzel bir haber olarak kalmaz).

Ani yağmurla birlikte özellikle İstanbul’da bir önceki belediyeden kaynaklı alt yapı sorunları ortaya çıktı ve şimdiki belediyenin umursamaz tavırlarını gördük (Bu durum Ekrem İmamoğlu’nun Bahattin Yetkin olayıyla birlikte ikinci kez sınıfta kalmasını da beraberinde getirmektedir. İmamoğlu seçim öncesi birçok temel üzerine seçim kampanyasını yürütürken liyakat ve çoğulculuğa ayrı vurgu yapıyordu. Ayrımcılığın yapılmayacağı daha yeni ağzından çıkmışken AKP’li olduğu bilinen Bahattin Yetkin’in atanması Canan Kaftancıoğlu tarafından yol kazası olarak görüldü. İmamoğlu sessiz!)

Demokratik ülkelerde görülmemesi gereken en temel unsur “belediyelerin kayyum tarafından yönetilmesi” durumu ve ABD ile ortaklaşa plan çerçevesinde yapılmaya çalışılan güvenli bölge konuları önümüzdeki günlerde ateşini düşürmeyecek gibi duruyor. Özellikle kayyum konusunda hemen hemen her konuda olduğu gibi kutuplarların tepkileri gecikmedi. AK Parti, MHP, DSP, BBP, Vatan Partisi kayyumun haklı nedenleri olduğu konusunda hem fikir ve destekliyor hatta Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek daha da ileri giderek HDP’nin kapatılmasını istiyor, kayyuma karşı olan partilerde doğal olarak HDP, CHP, SP, birçok sivil toplum kuruluşu ve kısmen de İYİ Parti olarak görülmekte. Burada İYİ Parti tabanındaki milliyetçileri kışkırtmamak için tam olarak karşı çıkış sergilememektedir.

Kayyum konusunda aslında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yerel seçimlerden önce bir uyarıda bulunmuştu; 2018 Ekim ayında “yapılacak olan yerel seçimlerde teröre bulaşmış olanlar sandıktan çıkarsa, anında gereğini yapıp, kayyum tayinleriyle yolumuza devam ederiz” cümlesini Ankara Kızılcahamam’da bir açılış töreninde kurmuştu. Fakat demokratik bir ülkede kayyum ile birlikte atanmışların yönetimine geçiş kabul edilebilir bir durum olarak görülmemektedir. Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediyeleri’nin bütçelerinden terör örgütlerine para aktarıldığı, yardım yapıldığı (ki hendek savaşlarında belediyelerin araçlarının açık bir şekilde kullanıldığı görülmekte) tespiti ve hukuki olarak belediye başkanından temizlik görevlisine kadar suçu işleyenlerin cezalandırılması gerekirken belediyelerin toptan kayyuma atanması, demokratik bir yönetim biçimi olan bir ülke için talihsiz bir durumdur. Tabi burada önemli konulardan birisi de HDP’nin PKK’yı hiçbir zaman reddetmemesi ve bir terör örgütü olarak görmemesidir. PKK’nın yapmış olduğu eylemleri “şiddetin her türlüsüne karşıyız” diyerek geçiştirmesi buralara kadar gelinmesinin en temel sebeplerinden durmaktadır. Hem iktidar tarafının hem de muhalefet tarafının karşılıklı olarak hatalar kayyuma neden olmuştur. AK Parti ustalık dönemde çırakların yapmayacakları hatalar yapmakta, muhalefet zaten hep çırak olarak kalmakta. İlerleyen haftalarda bu konu daha da hararetlenecek gibi duruyor.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla