hstandogan@gmail.com

Dilenci ve Gazeteci: Kim Daha Namuslu?

Geçtiğimiz haftalarda özel bir tv kanalının muhabiri gazetecilik tarihimize adını altın harflerle yazdıracak bir özel habere imza attı. Sokaktaki dilencilerin saatte ne kadar para kaldırdıklarını, vatandaşın vicdanının sömürülmesinden bu ahlâksızca yöntemle nasıl fayda sağlandığını tüm yurtta ses getirecek bir teknikle, birebir bebeği olan kadın bir dilenci kılığına girerek yaptı. Ve biz yine ağızlara sakız olmuş o saçmalığı yani “dilencilere para vermeyin” ezberini sayesinde yine tekrarladık.

Bu konu üzerine dilencilik ve gazetecilik kurumlarını incelemekte fayda görüyorum.

Öncelikle gazeteciliğe bir bakalım. Çünkü gazeteciyi ve genel olarak basın mensubunu dilenci kadar çok karşımızda göremeyiz. Dilenciyi sokak arasında birbirine bağırırken parasını kesesine doldururken ya da denk gelirseniz evinin civarında her yerde görebilirsiniz. Televizyondan görüyoruz dediğiniz kişi o olduğu kişi değil. Konu da bu zaten.

Basın mensubu öncelike Trt ile ortaya çıkmış yayın imkanlarıyla evlerimize konuk olmuştur. Bundan önce gazetede yazar ya da takrir-i sükun gibi kanunlar nedeniyle dedikodu yapardı sadece. Gazeteci, haberini sunarken sizinle her gün konuşan arkadaşınız gibi konuşamaz. Devlet kanalı olduğu yıllarda bir bürokrat gibi seslenir, gündemi size resmiyet dairesinde aktarırdı. Daha sonra özel yayın kanalları ve teknikleri adeta devlet sosyalizmi yaşayan kafamıza girmeye başladıkça insani tepkiler ya da ifadeler takınmaya çalışan gazetecilerimiz oldu. Hatta bu görünüşler o kadar ilginç geldi ki, biz bir gazetecinin çamur içinde yürümesine, dilinin sürçmesine, gülmesine engel olamamasına, haberi okuduğu ekranda kesinti olmasına güler hale gelmiştik. Hâlâ da o tip şeyler bizi eğlendirir.

Ekrandan yansıyan kişinin amacı, medya patronları ya da çıkar gruplarının önemli olarak görebileceği, para getirecek, halka mesaj verecek, kamuoyu oluşturacak görüntüler yayınlamaktır. Burada insaniyet namına bir şey yapmak gibi görünen fiil, aslında işin kendisidir. Yani şovdur. Bunun arkasında kişinin vicdanı ve işi aynı doğrultuda işliyorsa bu bir çeşit mesleki tatmin sağlar ama hangi vicdan neden tatmin olur ya da vicdan ve kanaate göre iş seçmek gibi bir opsiyon ne kadar yaygındır, bu tartışılır…

80’lere gelirken özel kanalların ortaya çıkması ve demokrasinin en önemli unsurlarından biri olarak görülen medyanın, basın yayının kuvvetlenmesi kimi zaman öfkeyle karşılanan kimi zamansa takdir toplayan tepkilere neden oldu. Zira demokrasi bize biraz yabancı bir oluştu. Onun farklı sesleri duyurmak gibi bir içeriği olunca, kitle tekçi devlet yapısının öğrettiğinden başka bilgi ve ifadelere de maruz kalmaya başladı.

Basın bu seslerin yükselebildiği alan olarak kıymetliydi. Ancak mesele basının zaten bunu yapamayacak durumda olması değildi. Hakim sistemin değişimi sonucu alternatif doğrular, eleştiriler ve kesimlerin sesleri duyulmaya başlıyordu. Basın sadece ekmeğini yiyordu.

Zaten basın görevlisi bile otoriter devlet yapısından yetişen kitle zihniyetine sahipti. Size ne kadar alternatif sunabilirdi? Dolayısıyla ayakçılar diyebileceğimiz ekran yüzlerinden ziyade iktidar ilişkilerinin değişimi basını da etkiledi. Köşe başlarını tutmuş oraları miras bırakanlar, rekabet gibi bir olguyla karşılaştı. Hal böyle olunca kendi koltuğunu vatanı görenler, vatanından uzaklaştıranları düşman olarak lanse etmeye giriştiler.

O savaşın taraflarını televizyonlarda yandaşlar ve hainler olmak üzere iki taraf olarak izleyebilirsiniz. Bu muhalifliğin altındaysa kirli bazı haberler de rekabet sonucu ortaya çıkmakta, kimisinin bir tartışma programının sorularını bir tarafa teslim ettiğine dair görüntüler paylaşılıyor, kimisinin bir siyasi parti mensunun kaseti ile ilgili ilişkileri konuşuluyor… Ama biz ortada objektif tarafsız biz gazetecilik varmış gibi davranıyoruz. Aslında işin iç yapısını dürüstlük değil, piyasa ilişkileri ortaya çıkarıyor..

Pekiyi halkın sömürüldüğünü, ezildiğini, değerlerinin hiçe sayıldığını ifade eden basın mensuplarımız bu durumu belgelendirdikten sonra ne yapıyorlar dersiniz? Sokakta dilenen çocuklu bir bayan görüntüsünü özel haber olarak pazarlıyor. Oysa siz zaten o kadının sokağa düşeceği bir ülke olduğunuzu aynı haber kanalından öğreniyorsunuz ve bir haberci size saatte 82 lira kazandığını söylüyor bu dilencinin..

Oysa siz bir medya patronunun ya da şirketinin görmek istemediğiniz reklamlardan kaç para kazandığını öğrenemiyorsunuz, çocuklarının hangi ortamlarda kimlerin hakkına girdiğini, nasıl komplo haberlerle insanların hakkına girdiklerini duayen gazetecilerin özgeçmişi anlatılırken göremiyorsunuz.. Baştan aşağıya bir Truman şov dönüyor birileri bize tarafsız olduğunu sürekli tekrar ediyor adeta Alman nazi propagandası gibi…

Dilencilere gelince inanmıyorsam ihtiyacı olduğuna az veririm, inanıyorsam gerçekten çok veririm parayı. İşini namuslu yaptığını söyleyen ana haber bülteni sunucularını geçecek bir oyunculuk hiçbir dilencide yoktur vicdanınız rahat olsun.

Benzer Yazılar

İçerik Bulunamadı

Araç çubuğuna atla