Cihad ve Terör

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de terör, dünyadaki ülkelerin gündemini ve yaşayışını etkilemiş ve etkilemeye de devam etmektedir. Bu ülkelerin başında da ülkemiz gelmektedir. Teröre ve teröriste karşı geçmişte de günümüzde de Türk toplumu tarafından tepki ve lanet yağmaktadır. Bu duruma karşı ülkemiz güvenlik güçlerine ve halkına çok önemli görevler düşmektedir. Şu an Fırat’ın doğusunda Suriye’nin kuzeyinde yürütülen operasyon bu karşı çıkışın ve güvenlik koridorunun oluşması için oldukça mühimdir. Terör ve terörizm uluslararası alandaki politikaların en önemli kısmını oluşturmaktadır. Bu önemli sorunun arka planında yatan etnik unsur, çok kültürlülük, eğitim yetersizliği, dış güçlerin etkisi gibi çok çeşitli sebepler vardır. Aslında bu terör faaliyetleri bir nevi İslam düşmanı olan ülkelerin çeşitli yollarla ülkemiz üzerindeki oyunlarıdır. Mevcut düzeni ve devleti, korku, şiddet ve yıldırılarla yıkmayı planlayan terör ve anarşik faaliyetler geçmişte olduğu kadar günümüzde de halen gündemde olan bir sorunsaldır. Siyasal iktidarı terörist faaliyetlerle ele geçirmek isteyen bu illegal hareketlere karşı devletin ilgili kolluk kurumlarına önemli görevler düşmektedir. Bu anlamda iç güvenliğimizi sağlayan Polis, Jandarma birimleri ile dış güvenliğimizi sağlayan Türk Silahlı Kuvvetlerine çok önemli hizmetler düşmekte ve bizde bu ülkenin vatandaşları olarak kolluk güçlerimize hem dualarımızla hem de diğer yollarla yardımlarımızı esirgemememiz gerekmektedir. Bu durum bir cihad’dır. Cihad vatanı, namusu, dinimizi korumaktır. Allah onlardan razı olsun ve onların yardımcısı olsun…

Tarihsel açıdan baktığımızda dünyada ilk terörist hareketler Ortadoğu’da meydana gelmiş ve günümüzde de halen bu bölge terörün ve terörizmin yuvası haline gelmiştir. Ülkemizde bu anlamda Osmanlı’dan günümüze değin terörün ve terörizmin meydana geldiği sahalardan biri olmuştur. Hiç kuşku yok ki bunda Türkiye’nin stratejik ve jeopolitik konumu önemlidir. Bundan da önemlisi 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu nasıl İslam’ın koruyucusu olması nedeniyle dış güçlerce yıkıma sürüklendi ise Türkiyemizde bugün aynı nedenden dolayı terör faaliyetlerinin odağı haline gelmiştir. Bugün gelinen noktada bu son yapılan hareketin ülkemiz açısından önemli sonuçlar doğuracağı kesindir. Zira bu, Türkiye’nin sınır güvenliği için elzem bir durumdur. Tabi ki bu süreçte bu operasyonu istemeyen ve çeşitli yaptırımlar düşünen hatta icraata geçiren ülkelerde art arda açıklamalar yapmaktadır. ABD başta olmak üzere Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkeler bu operasyonun karşısında ve yaptırımları ile ülkemizi güya tehdit etmektedirler. Almanya ve Fransa ülkemize silah satışını durdurma kararı almış, bu haberi duyunca şunu söylemek geldi içimden: “çok da umurumuzda olan bir şeydi sanki”. Bize ülke olarak Almanya ve Fransa silah vermese ne olur, hiçbir şey olmaz ülkemiz silah üretebilecek kapasiteye sahip zaten. Son gelişmeler bu anlamda milli savunma sanayinin geliştiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu durumda yapılacak bellidir. Düşmandan ne beklersiniz ki. Türkiye müttefiklerini belirlerken çok dikkat etmeli. Kâfirden dost olmaz. Teröristle pazarlık yapılmaz.

Bu ülkeler zaten az çok belliydi operasyona karşı çıkacağı fakat son önemli gelişme ile şaşkınlık içerisindeyiz. Tüm Müslüman ülkeler açısından oldukça önemli olan Arap Birliği’nin bu operasyona karşı gösterdiği tepki bizi şaşırtması gereken bir durumdur. Gerçekten de vatandaşlarının çoğunluğu Müslüman olan Arap ülkelerinin gönüllü olarak örgütlendiği bu birlikten bu şekilde bir karşı tepki almak ve yine çoğunluğu Müslüman olan ülkemizin kendi güvenliğini sağlama durumu sonucu gerçekleştirdiği operasyonun “işgal ve egemenliği ihlal” olarak nitelendirilmesi gerçekten üzüntü verici bir durumdur. Müslümanlar kardeştir. Bu durumu tabi ki Arap ülkelerinin toplumuna mal edemeyiz zira Arap halkının daha önce Osmanlı’da olduğu gibi Türkiye’nin yanında olduğunu biliyoruz. Ayrıca sonradan edindiğim bilgiler doğrultusunda Arap Birliği’nin kurulması fikrini ilk ortaya atan ülkenin İngiltere olduğunu öğrenince daha fazla diyecek söz kalmamıştır.

Osmanlı’da sağlanan ümmet düşüncesi maalesef dış güçlerin etkisi ile bugün parçalanmış olsa da bu durum karşısında yapılacak olan şey bellidir: yeniden ümmet düşüncesi/bilinci altında birleşerek kefereye karşı mücadele etmektir. Bu durumu Kurân-ı Kerim ve Hadislerle örneklendirmek isterim. “Allah’a ortak koşan müşrikler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa sizde onlarla topyekûn savaşın. Bilesiniz ki Allah günahtan korunanlarla beraberdir.” Tevbe suresi/36. Dolayısıyla bizler Müslüman olarak kafirlere karşı birlik olup, hep birlikte bir savaş vermeliyiz. Bir diğer ayette “Hoşunuza gitmese de savaş size farz kılındı. Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey sizin hakkınızda daha hayırlı olabilir. Hoşunuza giden bir şeyde sizin için daha kötü olabilir. Siz bilmezsiniz Allah bilir.” Bakara suresi/216. Biz müminler için Allah yolunda savaşmak bir zorunluluktur. Can, mal, din ve vicdan güvenliğini sağlamak, zulmü ve fitneleri engellemek için tek yol Allah yolunda düşman unsurlarla savaşmaktır. Bu durumlarda savaşmak insanlar için bir kurtuluş vesilesi olup, İslamiyet’te bu durum cihad anlayışı olarak yorumlanır. “Allah, müminlerden mallarını ve canlarını kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu Tevrat, İncil ve Kur’an’da sabit Allah’ın bir va’didir.” Tevbe suresi/111. Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki: “Cihad amellerin zirvesidir; kubbesidir” ve “İslam’ın zirvesi kubbesi Cihad’tır.” (Tirmizi, İbni Mace). Bir diğer rivayette ise Ebu Hureyre (r.a) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e “Hangi amel daha faziletlidir” diye sormuştur. Allah ve Resulüne inanmak buyurmuştur. Sonra hangisi denilince “Allah yolunda cihad etmek” karşılığını vermiştir (Buhari, Müslim, Tirmizi). Bir başka rivayette Resulullah “Bir gün ve bir gece hudut nöbeti tutmak gündüzü oruçlu gecesi ibadetle geçirilen bir aydan daha hayırlıdır” (Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni mace). “Hudutta Allah yolunda nöbet tutanlar dışında her ölenin ameli sona erdirilir”(Ebu Davud, Tirmizi). Dolayısıyla biz Müslümanlar için vatan savunmasından amaç sadece toprakları korumak, kollamak değildir aynı zamanda vatan toprağı üzerinde yaşayan insanların dinini, canını, malını, ırz ve namusunu korumak ve milleti özgürlük içinde yaşatmaktır. Bunu başaramayanlar devlet olma gücünü elde edemezler. Kur’an’ımız da Ali İmran suresi 200’üncü ayette Cihad’a daima hazırlıklı olmamız gerektiği emredilir. Müslümanların en önemli komutanlarından biri olan Halid bin Velid’e göre “Yeryüzü cihad’dan başka bir şeyle korunamaz”.* Dolayısıyla Türkiye bu terör ve teröristlere karşı güvenliğini sağlamak için bir cihad içerisindedir. Hatta sadece teröre karşı değil İslam düşmanı ülkelere karşıda cihad anlayışını sergilemeliyiz. Bu durum sadece Türkiye için değil Arap ülkeleri açısından da önemlidir. Zira Ortadoğu’yu bu terör pisliğinden kurtarmak ancak ve ancak böyle bir cihad anlayışı ile mümkündür.

*Riyâzü’s Sâlihîn (İmam Nevevi) adlı eserden alıntılanmıştır.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla