naftalindergisi@gmail.com

Bir Korku Hastalığı

Biz Allâh’a aykırı hareket ettiğimiz için Allâh bize kafirlerin korkusunu veriyor. O kadar ki bir müslüman “Müslümanlar da çok kötülük yaptı terör hep bizde!” diyebiliyor. O kadar ki ”Kardeş bir nükleer atarlar görürsün.” diyebiliyor. Birisi çıkıp “Tüfek olsa kuş gibi avlarsın.” diye savaşta imanın mahiyetini küçümseyebiliyor. Oysa bakılsa görülecektir ki müslümanlar kazandıkları savaşların ekserisini sayılarının fazlalığı sebebiyle değil İslam davasına bağlılıkları sebebiyle kazanmışlardır. Ve bu korku bizi öyle etkilemiş ki yanı başımızda belli başlı hocalar dışında kimse bid’at ehline karşı mücadele etmiyor. Bu korku bizi sessizleştirmiş, hakkı konuşamaz hale getirmiş. Bu korkunun bir nedeni de dini ilimlerde yeterince malumat sahibi olunmamasıdır. Zira Allâh’ını tanıyan tek kudret sahibinin o olduğunu bilir. Bu bilgi ile şehadete koşar. Dünyaya takılmış bizim gibi gaflette boğulanlar ise kaybedeceklerini düşünür. Pek kıymetli bir hocam vaktiyle şöyle demişti. “Kaybedecek çok şeyi olan ehli sünnetten taviz vermeye başlar. “Bu sözün mahiyeti, asrı saadette yaşamış müslümanlara göre adeta krallar gibi hayat süren bizim, bu yolda gösterdiğimiz gayretsizlik göz önüne alındığında bir kez daha anlam kazanıyor.

Peki ne olur? “Korkma ya Bilal! ALLÂH SANA VERECEK!” diyen bir peygamberin dünyasını bile feda edemeyen ümmeti olursun. Allâh’a uymazsan gider çocuklarını öldürenlerin elini sıkarsın. Baş ucunda peygambere söverler “ey filan! Sen de yalancısın senin gibi düşünenler de yalancıdır!” diyemezsin. Bir acizlik musallat olur Allâh’a uymazsan, bir güvensizlik doğar. Toplum, onu oluşturan insanlar, kurumlar her biri gözlerinin önünde çürür, tıpkı bir zehir gibi İslamsızlık her alanı etkisi altına alır.

Bu korku verici ve bir o kadar da üzücü halin çaresi ise hiç şüphesiz bütün hastalıkların tiryakı derecesinde olan İslam olacaktır. Birey düzeyinde yapmamız gereken öncelikle itikadımızı tahsis etmek olmalıdır. Kişi evvela neye ve neden inandığını ve nasıl inanması gerektiğini öğrenmelidir. Bu ölçüde Hikmet Anıl Öztekin’in de dediği gibi bildiğiyle olmalı ilmini sadece kendi hayatını değil toplumuna, sevdiklerine faydalı olmak için kullanmalıdır. Ve bunu övülmek yahut ne büyük alimdir övgülerini işitmek için değil yalnız Allâh’ın rızasını umarak yapmalıdır. Şüphesiz Allah en doğrusunu bilir.

 

Mustafa Göktuğ Tandoğan

26gktu11@gmail.com

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla