emreturku@yahoo.com

Ahlâk Problemimiz

Geçtiğimiz haftaki yazımda siyaset ile ahlâk arasındaki ilişkinin çerçevesini çizmeye çalışmıştım.

Bu çerçeveyi ahlâklı veya ahlâksız bir siyasetten bahsetmenin mümkün olamayacağı üzerinden çizmemize rağmen ahlâklı bir siyasetten ya da siyasetin ahlâksız olduğundan hep söz edildiğini duymuşsunuzdur.

Siyasetçilerin, bürokratların ve genel olarak vatandaşların ahlâkî durumu siyasetin bir ürünüymüş gibi algılanıyor.

Üstten bir tavırla, beylik laflar ederek ve kendi ahlâkî değerlerime göre başkalarını ahlâksız olarak yaftalamak istemiyorum. Yapmak istediğim şey sadece siyasette ahlâk diye nitelendirdiğimiz şeyin aslında tek tek insanların ahlâkı ve ahlâksızlığından kaynaklandığını yani genel bir ahlâk problemi olduğunu hatırlatmak.

Bir ülkeye hangi rejimi, hükümet sistemini veya hukuk kurallarını getirirsek getirelim bunların iyiliğini veya kötülüğünü belirleyecek olan günün sonunda tek tek insanların ahlâklı olup olmaması noktasında kilitleniyor.

Bunu söylerken sistemlerin iyi olup olmadığını kendi başına değerlendireceğimiz ölçütleri tamamen gözardı etmiyorum elbette. Fakat diyorum ki, en iyisi de olsa insan faktörünü görmezden gelemeyeceğimize göre sonuçta insanı dikkate almaya mahkûmuz.

Bu düşünceyle Türkiye’de birilerinin sürekli yaptığı gibi Kemalist nesil, dindar nesil veya farklı bir nesil yetiştirmeye çalışarak bunun çözüleceğini de iddia etmiyorum. Zira bu şekilde insan yani ahlâk probleminin çözüleceğinin iddia edilmesi veya öyle sanılması sorunu çözmez. Zaten çözmeyi bırakın, bu durum, siyaset aracılığıyla topluma bir ahlâk anlayışı dayatmayla sonuçlanarak problemi daha da kompleks bir hâle sokuyor. Nitekim Türkiye olarak tarihimiz aynı zamanda bu sıkıntının da tarihi.

Bir bürokratın elinde bulunduğu gücü kişisel hırsları ve kini için kullanarak hareket etmesinin önüne geçilmesinin sistemsel bir çözümünü bulamazsınız. Çünkü bunun suç olduğunu kanuna da yazsanız, bürokrat o hırsını ve kinini kanunların ilgili maddelerine uydurarak yerine getirmenin yollarını buluyor.

Avukatlar, kanunlardaki açıkların peşinde. Mücadele, haklı haksız veya suçlu suçsuz mücadelesi değil de dava kazanmak olduğu için bir tecavüzcü de bir katil de bir saldırgan da bir hırsız da ceza alamayabiliyor.

Siyasetçiler vatandaşın dertlerine sorun çözmek için seçilseler de, seçildikten sonra kendi mal varlıklarını “çok da çaktırmadan” nasıl artırabileceklerinin yollarını aramaya başlıyor.

Milletvekilleri, il ve ilçelerde belediye başkan adaylarının belirlenmesinde hangilerinin kendi arazilerini değerlendireceğine göre karar vermeyi tercih ediyor.

Son günlerde gündemi işgal eden es-dost-akrabalara iş ayarlama konusunu düşünelim. İnsanlar bulundukları makamın ve mevkinin nimetlerini çevresindekilere kadar genişletiyor. Bir rektör eşini enstitü sekreteri olarak atıyor, bir belediye başkanı oğlunu genel müdür yardımcısı yapıyor. Kimi kardeşini getiriyor bir yerlere kimisi damadını, öteki kuzenini beriki kuzeninin eşini.

Kısacası ahlâkî zaafiyet içerisinde olan insanlarla mükemmel bir sistem kuramazsınız, kuramıyoruz, kuramayacağız da. Herkes önce aynaya bakmayı öğrense ve gördüklerine ses çıkarsa siyaseten geliştirilecek bir politikadan veya bir rejim, hükümet sistemi değişikliğinden çok daha fazla yol almış olacağız.

Benzer Yazılar

Araç çubuğuna atla